KIRŞEHİR
Ülke Kodu 90
Alan Kodu:
386
Site
Mimarı |
BOZKIR’IN TEZENESİ
HALK OZANI NEŞET ERTAŞ
1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama
ile birlikte anılan, sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinde
de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek
gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı, yani mahalli bir sanatçı
olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke
genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır.
İşte Neşet Ertaş Orta
Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde, “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül
delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk
sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş,
ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten,
Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve muhterem adında
beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret
köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha
altı yedi yaşlarında iken, kendisini yöre düğünlerinin
aranılan sanatçı babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet
Ertaş, hayatını, bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı
uzun bir şiirinde şöyle anlatır.
HALK OZANININ HAYAT DESTANI ŞİİRİ
|
Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin
dediler
Babama Muharrem, anama Döne
Dediysen Ata’yı bildin dediler
|
|
|
Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler
|
|
O zaman babamdan öğrendim sazı
Engin gönül ile Hakk’a niyazı
O yaşımda yaktı bir ahu gözü
Mecnun gibi çölde kaldın dediler
|
|
|
Zalım kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler
|
|
Anam Döne İbikli’de ölünce
Tam beş tane öksüz yetim kalınca
Beşimiz de Perişan olunca
Babamgile burdan göçek dediler
|
|
|
Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
Bu hali görenin yanıyor bağrı
Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
Bunlara bir ana bulun dediler
|
|
Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı Arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler
|
|
|
En küçük kardaşı kayıp eyledik
Onun için gizli gizli ağladık
Üstelik babamı asker eyledik
Yine öksüz yetim kaldın dediler
|
|
Zalım kader tebdilimi şaşırttı
Heybe verdi dalımıza devşirtti
Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
Biraz da burada kalın dediler
|
|
|
Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
Aferin arkadaş çaldın dediler
|
|
Yarin aşkı ile arttı hep derdim
Babamı bir yere dünür gönderdim
Başlık çok istemişler haberin aldım
İstemiyor yarin seni dediler
|
|
|
Kırşehir’de yedi sene kalınca
Düğün düzgün hepsi bize gelince
Burada herkese yer daralınca
Ankara’ya gider yolun dediler
|
|
Ankara’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler
|
|
|
Bir ev kiraladım münasip yerde
Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
Bu aşk hançerini vurdu derinde
Çaresini bulamazsan ölün dediler
|
|
Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
Arada içerdim yarin aşkına
Canan acımaz mı garip dostuna
Buna da içeriye alın dediler |
Bu hasretlik duygusu
Türkü babanın sanatına olumlu etki yaparak, memleketin taşına,
toprağına,
insanına hasret ve özlemle dolu pek çok türkünün doğmasına sebep oldu.
Ana vatanımsın,
baba yurdumsun
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
Hasretin bağrımda derin Kırşehir.
Feleğin yazdığı kara yazıynan
Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
Aşık etti beni birin Kırşehir
|
Gerçekten de “gönül” kelimesinin
Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı
Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün
geçmediği
türküsü yok dense yeri...
Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor
neredesin sen
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen |
Bir
başka türküsünde:
Küstürdüm
gönlümü güldüremedim
Baharım güz oldu yazım kış
oldu
Gönüle yarini bulduramadım
Baharım güz oldu, yazım kış oldu |
Diye dert yanar.
Bir türküsünde babası Muharrem
Ertaş’ı “gönül delisi” olarak niteler:
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya |
Muharrem Babaya ağıt
Uzak yoldan geldim hasretim
için
Hani nerde babam Muharrem nerde
Yaralı bülbülüm ses vermez
niçin
Yüreği yanığım o kerem nerde
O garip gönüllüm, dertli bakışlım
Feleğin elinde sinesi taşlım
Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
Gönül evi
yıkık, viranım nerde
Fetholurdu feryadını dinleyen
Feryadı içinde derdin anlayan
Kuşlar gibi viranede ünleyen
Ecinnice deli boranım nerde
Okula gidemedim bu dert benimdi
Hemi benim derdim, hem babamındı
Hemi babam, hemi öğretmenimdi
Garibim dersimi verenim nerde
NEŞET ERTAŞ
|
NEYLEDİN DÜNYA
Ay dost deyince yeri göğü inleten
Muharrem ustaydı bunu dinleten
Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
İnsan velisini neyledin dünya
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu ne fessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Garibim babamdı Muharrem Usta
Bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
Sazın ulusunu neyledin dünya,
NEŞET ERTAŞ
|
|